Home » GÜNÜN İÇİNDEN » Sürdürülebilir İstikrarsızlığa Kalıcılık: Başkanlık Rejimi

Sürdürülebilir İstikrarsızlığa Kalıcılık: Başkanlık Rejimi

is-krizi-kaos-yonetim15 Temmuz’un sarsıntıları üzerinden ciddi bir akıbet kriziyle karşı karşıya kalan ve yaşananların yakıcılığıyla “uzlaşma” politikalarına göz kırpan AKP-Erdoğan çabuk toparlanmış görünüyor. 15 Temmuz darbe depreminde ABD ve TÜSİAD’ın duruşu sayesinde enkaz altında kalmaktan kurtulan AKP/Erdoğan iktidarı yine bu güçlerin baskılanmasıyla birkez daha “büyük uzlaşmaya” yanaşır gibi davranmış, bir adım geri çekilerek neoliberal demokrasinin rehabilatasyona alınmasına destek verir gibi olmuştu. “Yenikapı ruhu” diye kodlanan bu süreçte FETÖ-Cemaat tüm devlet organlarından temizlenecek, iktidar olanakları Kemalist, ulusalcı kesimlere daha çok açılacak, başkanlık sistemi dayatmasından vazgeçilecekti. Neomuhafazakar, siyasal gericilik birikiminin ifadesi olan toplumu zapturapt altına alma çabaları (siz bu kesimleri sermaye sınıfı olarak okuyun, elbetteki işçi sınıfı, kürtler, aleviler,kadınlar… buna dahil değiller) yumuşatılacak, seküler yaşam tarzına karşı mücadeleye girmeyecekler, bunun karşılığında da içte ve dışta Erdoğan-AKP iktidarına meşruiyet tanınacaktı. ABD-AB-TÜSİAD-CHP-MHP-Genelkurmay’ın komuta kademesi bu arzudaydı. Ve fakat, 15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL-KHK cennetinde AKP yaptığı düzenlemelerle insiyatifi yeniden kazanmasıyla el yükseltti ve mali oligarşik tekelci başkanlık sistemini yeniden bu defa MHP marifetiyle temel gündem olarak öne çıkarttı.

Başkanlık sisteminin yine ve yeniden bu defa daha kararlı bir şekilde politik gündeme taşınması, devlet-rejim krizinin sürdürülemezlik halinin dibinin görünmemesi nedeniyledir. Devlet-rejim krizinin, neoliberal demokrasinin içerde ve dışarda yaşadığı türbülanstan çıkmak için vizyonunda başkanlık sistemi dışında bir alternatif çözüm modeli bulunmaması nedeniyle, sermaye sınıfının tek kurtuluş reçetesi olarak kalmaktadır. Sermaye kesimleri tarafından kurulmuş uzlaşmanın bir ileri iki geri hali kurulacak yeni sistemde insiyatifi elde tutma çabalarıdır. Uzlaşma ve çatışmanın iç içe yürüdüğü bu süreçte AKP iktidarı, Cemaat’ten boşalan Ordu kadrolarını Ergenekon operasyonlarında tutuklanan komutanlarla doldurmaktan çabuk vazgeçti. Hatta bazı Orgenerallerin (Çetin Doğan vd) beraat kararlarını Yargıtay’da bozdurarak sopa sallamaya devam etti. Ulusalcıların hızla toparlandığını, yeni gruplaşmalar olduğunu görmüş olacak ki, “pişmanlık, itirafçılık” kılıfı altında kimi cemaatçi subay, hakim ve savcıya yeniden görev alanı açtı. Talihsizliğinin nedeni koca devlet aygıtını yönetecek-bürokrasiyi dolduracak kadrolardan yoksun olmasıdır. Ulusalcı kesimlere ya da cemaat kadrolarına muhtaçtır. Bu muhtaçlığını onları devşirerek örtmeye çalışsa da sermaye sınıfının karekterinde olan iki yüzlülüğün bu devşirmelerde de olduğunu en çok kendilerinden bildiklerinden bir türlü kendilerini güvende hissedemiyorlar. (Dip not: Güvensizlik çok derin, evet. 15 Temmuz’un ardından sokağa saldırıp her türlü linç ve işkenceyi uygulayan AK çeteleri bir milis gücüne dönüştürp, lümpen proletaryayı iktidarının paramiliter bir gücü olarak oluşturmaya çalışması bu yüzden. Sosyal medya da AKP kitlesine sürekli silahlanma çağrıları yapılması -Osmanlı Ocakları ve Melih Gökçek gibileri tarafından- halen derin bir darbe korkusu duyulması nedeniyledir. Fakat bu korku karşısında inşa edilmeye çalışılanın konjönktür gereği IŞİD-Nusra tarzı cihatçılık olacağından bunun yaratacağı tepki ve toplumsal sorunlar büyüyecek özellikle kadınlar, kürtler, aleviler, LGBTİ’ler ve her türlü devrimci demokratik muhalefet bu çetelerin hedefi haline gelecektir. 15 Temmuz’un ardından meydanlarda “demokrasi nöbetleri” tutan bu kitlenin abartıldığı kadar olmadığı malum ama esen rüzgarda hızla büyüyebilirde. Tehlikeyi küçümsememek bir süre sonra Alman Katolik rahibin durumuna düşülebilir.)

Sistem derin bir çıkmaz içindedir. Buradan nasıl çıkılacağına dair tüm sermaye kesimlerinin planı aslına bakılırsa benzerdir. Aralarındaki ayrımın temel gerekçesi hangi sermaye kesiminin iktidardan ekonomik-siyasal olarak alacağı paya dairdir. Yani bir paylaşım mücadelesidir. AKP başarısız darbeyi “Allahın lütfu” olarak gördüğünü belirtmiş ve buradan aldığı güçle içerde ve dışarda bir dizi saldırgan yönelime girmiştir. Suriye’de denkleme yeniden dahil olmak, ABD’yle yürüttüğü pazarlıkta elini güçlendirmek için Rusya’ya yanaşmış, onunla birlikte Suriye’de ittifaka girmiş, Halep’i bırakarak Suriye üzerinde uçak uçurmanın (tabiki belli, sınırlı bir alanda) iznini almıştır. Irak’ta Musul pastasından pay almak (ve tabi aslında Şengal’deli PKK varlığını dağıtabilmek için) IŞİD sonrasının yönetimine bir şekilde ortak olmaya çalışmakta; içerde muhalefet üzerinde yürüttüğü baskılanmayı, ideolojik, siyasi, hukuki çok yönlü girişimlerle yükseltmekte, onları içerden de çatlatmaya çalışmaktadır.

Sistemin, neomuhafazakar geri demokrasisinin bir yönetememe, rejim ve devlet krizinden çıkışının daha merkezi, mali oligarşik tekelci iktidar aygıtını çekirdeğe doğru daraltacak siyasal ve hukuki adımlarla -yani başkanlık sistemiyle- aşılabileceği muhalefet tarafından da dediğimiz gibi kabul gören bir düşüncedir. Fakat iktidar paylaşımındaki uzlaşmazlık bu kabulü dile getirmeyi, parlementer sistemin reddini sürekli öteliyordu. İlk çözülen beklendiği gibi MHP-Bahçeli oldu. Bahçeli MHP’deki iktidarını Erdoğan’a borçlu olduğunu bilmesinin getirdiği diyet borcunun da “kolaylaştırıcı” etkisiyle ‘Başkanlık önerinizi Meclis’e getirin’ çıkışı yaparak destek vereceğinin işaretlerini fazlasıyla vermiştir. Zaten MHP, polis ve yargıdaki Cemaat operasyonlarından doğan boşluğa MHP’lilerin getirilmesiyle çoktan tav olmuştu. Ardından sistemin tıkanma noktalarında devreye girmesiyle meşhur, Erdoğan’a sıkıştığı her anda (2002’de ve 7 Haziran seçimleri sonrasında) el uzatmasıyla bilinen -evet bildiniz!- Deniz Baykal devreye girmiş Başkanlık sistemi olabilir çıkışı yaparak- her ne kadar sonradan tekzip etse de amaç gerçekleşmiş, CHP’ deki çatlağı açık etmiştir. Bahçeli ve Baykal yine bir kez daha AKP-Erdoğan’ın önündeki taşları temizleyerek esasta mali oligarşik tekelci kapitalist sistemin bekası için, rejim krizine çözüm olarak yine rollerini oynamışlardır. ABD- AB- TÜSİAD ve diğer sermaye kesimlerinin Başkanlık sistemine kategorik bir karşıtlık içinde olmadıkları, AKP-Erdoğan’ın belli hukuki denetim mekanizmalarını tanımaları durumunda yeşil ışık yakacaklarını yeterince ifade etmişlerdi. CHP’nin direnişi ve kapalı kapılar ardında kurumlar arasında süren pazarlıklar buna dairdir.

AKP’nin iktidar tekelini, diğer ulusal, uluslararası güç odaklarını yeterince tanımadan elinde tutmak istemesi 15 Temmuz’un temel nedeniydi. 15 Temmuz’un başarısız kalmasından bu politikasını hayata geçirmek için “büyük uzlaşma” (hatırlanırsa 7 Haziran seçimleri sonrasında da büyük AKP-CHP koalisyonu için böyle heyecanlanmıştı tekelci sermaye kesimleri ) çağrılarını görmezden gelmesi durumunda, darbe ya da başka bir şey ama iktidarını temelden sallayacak yeni şeylerin gösterime gireceğinden emin olmalıdır. 15 Temmuz bir fragmandır sadece.

Olup biten herşey, sürdürülebilir istikrarsızlığı sürdürebilmek adınadır! Emperyalist kapitalist sistemin yapısal çelişki ve krizlerini; siyasal, ekonomik, toplumsal sorunları yumaklaştırıp bir çığ gibi büyütüyor. Üretici güçler ile üretim ilişkileri, altyapı ile üstyapı, bunların kendi içlerindeki çatışmaları kapitalist sistemi bu krizden kurtaracak bir yeni yolu üretmesi mümkün görünmüyor. Daha temelde ise işçilerin, kent ve kır yoksullarının, ezilen ulus ve cinsin, gençlerin büyüyen isyan ve direniş eğiliminden duydukları korku var. Kitlelerin beklenti ve taleplerini manipüle edip, medya gücüyle bu tekelci- merkezi yapılanmalara yedeklemeyi bugün başarıyor görünseler bile, kitlelerin gerçek özlem, talep ve ihtiyaçlarıyla uzlaşmaz karşıtlığı er geç patlayacaktır. Arap isyanları, Gezi, Yunanistan, İspanya, Fransa, Brezilya, Meksika… gibi birçok ülkede ardı ardına patlayan kitle hareketleri sadece ana depremin, sınıf savaşımının öncü sarsıntılarıdır. Biriktikçe karşılanamaz olan, karşılanmadıkça öfkeye dönüşen, kimi ülkede şu, kimi ülkede bu gerekçeyle, ama özünde özgürlük ve demokrasi, insanca yaşam, insanca çalışma koşulları talep eden, geleceğini savunan bu mücadeleler bizlerin de yüklenme noktalarımızı işaretlemektedir.

Emperyalist kapitalist sistemin artık bu insanlığa, enternasyonel proletarya ve ezilen kesimlere verebileceği tek şey kan ve gözyaşıdır. Onun burjuva demokrasisi de bir satın alma özgürlüğüdür ve bu gidişle çıplak bir hayatda kalmak da parayla çok daha açıkça ölçülür hale gelecektir.

ERCAN AKPINAR
Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi
C-92

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*