Home » GÜNÜN İÇİNDEN » AKP’ye balans ayarı ve konvensiyonel savaş diplomasisi

AKP’ye balans ayarı ve konvensiyonel savaş diplomasisi

AKP Hükümeti en saldırgan Suriye politikasından geri adım mı attı?

Reyhanlı katliamı ve yarattığı toplumsal-siyasal infial, bu politikanın eskisi gibi sürdürülemez hale geldiğini gösteren sayısız olgu arasında en şiddetlisiydi.

Tıpkı Roboski katliamının Kürt politikasının eskisi gibi sürdürülemez hale gelmesinin en şiddetli göstergelerinden olması gibi.

Reyhanlı, AKP tabanında bile ciddi bir sarsıntı yarattı. Reyhanlı katliamını Esad’ın yaptırdığına kendi tabanını bile tam ikna edemedi. Toplumsal-siyasal olarak yediği en derin çiziklerden biri oldu.

AKP Hükümeti’ne balans ayarı

Gerçi Erdoğan, ABD’ye giderayak, halen bu en saldırgan politikadan vazgeçilmeyeceğini açıklıyordu: ABD ile Rusya’nın uzlaştığı “diplomatik çözüm konferansı”nın ipe un sermek olduğunu, Suriye’ye askeri müdahaleye ABD’yi ikna etmeye gittiğini, vb… Fakat aynı gün, AKP’nin önde gelen ideologlarından Fehmi Koru, Reyhanlı katliamını Esad ve El Muhaberatın yaptırdığına inanmadığını, tüm gelişmelerin (AKP’nin desteklediği) muhalefetin cihatçı kesiminin yaptığına işaret ettiğini yazıyordu! Bu, en saldırgan Suriye politikasının arkasındaki burjuva güçlerin de bu politikadan metazori bir yarım dönüşle, Erdoğan’a da -daha ABD’ye gitmeden- yaptıkları balans ayarının ifadesiydi.

Yine Erdoğan ABD’ye giderken, ABD medyasında dünya çapında yankı yaratan bir kamuoyu yönetimi kampanyası (bir iç savaş fotoğrafı üzerinden) başlatıldı. Fotoğrafta, öldürdüğü Esad askerinin kalbini çıkarıp ağzından kanlar akarak yiyen bir muhalefet askeri görülüyordu. Daha önce kimyasal silahı muhaliflerin kullandığını örtbas etmiş Türkiye burjuva medyası da, bu kez, “muhalefetin cihadçı kesimleri Esad kadar, hatta ondan daha vahşi, onlar müslüman olamaz”, diye yankıladı. Mesaj açıktı, ABD-AB ekseninin Suriye’de devre dışı bırakılmasını istediği uluslar arası cihadçılar Türkiye tarafından beslenip desteklenmeye devam etmemeliydi.

Nitekim Erdoğan ABD’den, en saldırgan savaş politikasını kesinlikle bir yana bırakmamakla birlikte, ABD ile Rusya arasındaki değişen güç dengelerine dayalı “diplomatik” müzakere sürecine angeje olmuş biçimde paketlenerek döndü. Daha dönmeden ABD’de attığı bir “İslam terörle bağdaşmaz, İslam barış dinidir” hamasi nutkuyla, cihadçıları desteklememesi yönündeki mesajı almış göründü. Bu kadarı bile, tiksinti verici burjuva yüzsüzlük siyasetinin tiksinti verici manipulasyon aygıtı burjuva medyasının yüzsüzlüğü tarafından ellerindeki kirli savaş kanının aklanıp Erdoğan’ı yeniden yıkayıp yağlamasına yetti: Artık “diplomatik ve ılımlı çözüm” gündemdeydi!

Suriye’deki iç savaşa konvensiyonel takviye

Aslında Türkiye burjuvazisinin en saldırgan Suriye politikasından, o da son derece isteksiz ve metazori biçimde attığı geri adım, her türlü diplomatik müzakere sürecinin başlatılması için Esad’in gitmesi ön şartını kaldırmasından ibaretti. Esad’ın gitmesinin diplomatik güç müzakeresinin ön şartı değil hedefi olmasında, ABD ile ortaklaşıverdiler. Bu da, bir güç ve baskı politikasının, değişen güç dengeleri koşullarındaki ifadesiydi. Suriye muhalefetinin “ılımlı” denilen -ABD-AB eksenine ve neoliberalizme tam angaje- kesimleri, daha şiddetli bir iç savaş seferberliği için daha yoğun biçimde silahlandırılmaya, askeri ve siyasi olarak yeniden düzenlenip sevk ve idare edilmeye devam edilecekti.

Esadsız Esad rejimi + angaje muhalefete burjuva neoliberal seçim kapısının açılması formülünü ileri sürmekte anlaştılar. Üzerinde ortaklaştıkları isim ise şaka gibi: Esad rejiminin ikinci adamı olan Faruk Şara. Esad’dan tek farkı, ve AKP’nin ona bel bağlamasının nedeni sunni olması. Davutoğlu Şara için şöyle demişti: “Faruk Şara gayet akıllı ve vicdanlı bir tutumla bu son olaylarda, katliamların içinde yer almadı. Sistemi Faruk Şara’dan iyi bilen yok.” Ardından Özgür Suriye Ordusu çetesinin siyasi temsilcileri, “Davutoğlu’nun önerisi Beşar’dan kurtulmanın tek yolu. Tüm muhalif kesimler bu öneriyi kabul etmeli” diye konuşturulmuştu!

Burjuva güçler politikası ve diplomasisinin tiksinti veren yüzsüzlüğüne kat çıkması! Dün dündür bugün de bugün! ABD-CİA’in kontrgerilla artığı olan El Kaide vb türevleri bugün en büyük düşman, dün ayaklarının altına kırmızı halı serilip aile fotoğrafı çektirilen Esad bugün en büyük düşman, dün yıkmak istedikleri Esad rejiminin ikinci adamı bugün en büyük dost olabilir. Para bir yüzünde kan lekesiyle dünyaya geldiyse, mali oligarşik kar ve egemenlik iştahasının -ister savaşçıl ister diplomatik denilen türden olsun- tüm gözeneklerinden işçi sınıfı ve emekçi halkların kanı fışkırmaktadır. ABD ile Rusya’nın, Türkiye ile İran’ın bir taraftan diplomatik pazarlık masasına otururken, diğer taraftan Suriye’ye karşılıklı silah ve savaş gücü sevkiyatını iki katına çıkarmaları, diplomasinin de güce dayalı politika ile iç içe ve onun bir biçimi olarak yürütüldüğünü gösterir. Emperyalist kapitalizmin eşitsiz gelişimi temelinde, daha zayıf ve savunmada görünen tarafın diğerini, kendi koşul ve istemlerini tanıyarak, ya da en azından resmen dikkate alarak masaya oturmak zorunda bırakması, zaten güçler dengesindeki bir değişimin sonucu ve resmileşmiş ifadesidir. Diplomatik müzakere süreci, yine siyasal-askeri güçler müzakeresi olarak sürer. Ve uzlaşmayla sonuçlansa bile bu hem bölgenin yeniden düzenlemesi ve güç, egemenlik, konum ve payların yeniden dağılımında yeni dengesizliklere yol açacağından çok geçmeden yeni güç mücadeleleri ve savaşlara davetiye çıkarır.

Kanlı pastanın yeni paydaşları: Rusya, Çin, İran…

Suriye politikalarında, Türkiye burjuvazisinin ABD karşısında geri adım atmasından çok, ABD’nin Rusya karşısında geri adım atmasından bahsetmek gerekir. Rusya, ABD hegemonyasındaki Gürcistan’daki Saaşkili rejimini askeri güç ve işgalle ezişinden bu yana yeniden küresel bir güç odağı olarak yükselişini Suriye savaşında da ABD’ye geri adım attırarak tescil etmiş ve onu uzlaşma masasına oturmaya zorlayarak resmileştirmiştir. Çiziği AKP’den önce, siyasal olarak da gerileme eğilimi belirgenleşen ABD yemiştir. ABD’nin Rusya ve Çin’i yükselen küresel güçler ve “paydaşlar” olarak tanıyarak masaya oturma mecburiyetiyle kalmayıp, Rusya’nın İran’ı da Suriye diplomasisine resmen katmasına sesini çıkaramaması, güç dengelerindeki değişim en açık göstergesidir. Suudi Arabistan ve Katar’ın (Suriye’deki muhalefetin başlıca finansörleridirler) Suriye’de düştükleri açmaz karşısında, İran’a karşı pozisyonlarını yumuşatıp önünü açmak durumunda kalmaları da, bir diğer malumun ilanıdır: İran’ı da bir bölgesel tekelci kapitalist güç ve aktör ve dahası “paydaş” olarak resmen tanımak durumunda kaldıklarını gösterir.

Erdoğan yine, bu kez yeni durum içinden Rusya’yı, İran’ı, Suudi Arabistan ve Katar’ı “ikna” yani pazarlık turlarına çıkacaktır. Fakat kesin olan şu ki: Ellerini güçlendirmiş olarak ABD ve Türkiye’yi pazarlık masasına oturmak zorunda bırakan ve ABD ve Türkiye’nin iç sıkışma ve çalkantılarını da gözeten Rusya ve İran, şimdi el artıracak duruma gelmişlerdir. Esad’ın gitmesini müzakere etme ihtimali (Esatsız Esad rejimi + angaje muhalefete seçim kapısının açılması) için bile, yalnızca Suriye’deki tüm ekonomik, siyasi, askeri çıkarlarının güvence altına alınmasını değil, bölge çapında artan pazarlık güçleriyle yeni istem ve hak iddialarında bulunacaklardır. Bu da ABD, AB ve İsrail gibi Türkiye burjuvazisinin de sıkışmasını artıracak, bölgesel savaş tehlikesini de ortadan kaldırmayacak artıracaktır. Nitekim Türkiye’deki savaş çığırtkanları, “Irak’ta ve Filistin’de İran’a karşı zemin kaybettik, Suriye’de mutlaka kazanmalıyız” (Yeni Şafak vd) diye tepinmektedir.

Mali oligarşik savaş ve diplomasi

Kimse ABD emperyalizminin gerileyişinden, Ortadoğu’da yeni bir büyük savaşa girme güç ve isteğinin olmamasından medet ummasın. İstihbari gazeteci Aslı Aydıntaşbaş, Obama-Erdoğan görüşmesinin gizli tutulan yüzünü satır araların sıkıştırıyor: Suriye’deki muhalefete silah sevikiyatının artırılması, özellikle Türkiye ve Ürdün sınır bölgelerinde, yeni bir ‘düzen’ kurulması. (Milliyet, 17 Mayıs 2013) “Birkaç hafta içinde muhalifler pat pat aniden bazı bölgeleri ele geçirirse, bilin ki kırmızı odadaki akşam yemeğinde başka şeyler de konuşuldu.” (Milliyet, 20 Mayıs 2013) Sınırda yeni düzen, cihadçıların ayıklanması, sığınmacıların daha yoğun kontrol altına alınması (muhtemelen sığınma kamplarının daha içeri çekilmesi) ve Rusya-İran destekli daha yüksek silah donanımı ve organizasyona sahip düzenli Esad rejimi ordusu karşısında başarısız olan Ozgür Suriye Ordusu çetelerine de daha yüksek silah donanımı sağlanması ve düzenli ordu ve savaş düzenine geçirilmesi anlamına geliyor. Diğer taraftan Obama yönetimini asıl sıkıştıran, onu bir gerileme ve güçsüzleşme sembolü olarak algılama işaretleri veren ve Rusya, Çin ve İran’a karşı daha etkili politikalar isteyerek, ırkçı Çay Partisi vb üzerinden balans ayarları çeken ABD mali oligarşisidir.

Ve kimse, “yükselen güçler” Rusya, Çin, İran’dan vb medet ummasın. Kimse, Rusya’nın örneğin daha dumanları tüten Çeçenistan, Gürcistan işgal ve katliamlarını unutmasın. Onların yükselişi de işçi sınıfının, emekçi halkların kanı üzerindendir.

Ve kimse “diplomatik, ılımlı çözüm” denilen 2. Cenevre (pax emperyalist) Konferansından medet ummasın. Onun ilk işlevi, Suriye halkının kana boğmuş tüm o emperyalist, bölgesel tekelci ve yerel kapitalist haydutların kanlı ellerini yıkayıp, kendilerini (dünya ve bölge işçi sınıfı ve emekçi halklarının artan tepkisi karşısında) aklama çabasıdır. İkincisi, emperyalist kapitalizmin eskisi gibi yönetemez hale geldiği bölgede, emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist yasa ve düzeni yeniden tesis etmektir. Üçüncüsü, halkların kanı ve değişen güç dengeleri üzerinden küresel, bölgesel, yerel güçler arasında yeniden paylaşım ve egemenliğin disaynıdır. Dördüncüsü, bu emperyalist diplomasi konferansı, kazayla Suriye’deki küreselleşmiş mali oligarşik iç savaşı durdurup uzlaştıracak olsa bile, bu da mali oligarşik bir barış, sermaye temelinde bir barış, işçi sınıfı ve emekçi halkların en ufak söz ve karar hakkının tanınmadığı, emperyalistler ve bölgesel tekelci kapitalist güçler için barış olacaktır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*