Home » GÜNDEM » Üstyapı sarsıntıları artıyor

Üstyapı sarsıntıları artıyor

Türkiye kapitalizminin üstyapı sarsıntıları yeniden artmaya başladı.

Mart ayındaki devaluasyon krizinden itibaren, bir hafta içinde, iktidar bloku/ittifakları bağlamında iki önemli gelişmeye tanık olduk.

Birincisi TÜSİAD’ın Mart ayı sonundaki genel kurulunda devlet iktidarına yönelik sertleşen eleştirileri ve uyarılarıydı.

İkincisi emekli amirallerin bildirgesiydi.

TÜSİAD ve amirallerin açıklamaları arasında doğrudan bir bağ yok. Nitekim TÜSİAD, kapitalizmin küresel krizi ve ABD’de yönetim değişikliği ile başlayan uluslar arası ekonomik ve siyasi konjonktür değişimi sürecine (ABD-AB eksenine) tam uyum isterken; amiraller, tersine, Batı eksenini Avrasyacı eğilimle dengeleme eski konjonktüründe ayak diremeye çalışıyordu.

İkisi arasındaki dolaylı bağ ise, her ikisinin de derinleşen ekonomik-siyasi krizin ve uluslar arası ekonomik-siyasi konjonktür değişiminin görüngüleri olmalarıdır. Her ikisi de kapitalist güçler arasında iktidar bloku, ittifak ve uzlaşmalarında yaşanan sarsıntılara işaret ediyor.

TÜSİAD’ın tepkisinde Naci Albağ’ın görevden alınmasıyla sermaye kesimleri arasındaki 4 Kasım dengeleri ve uzlaşmasının bozulacağı kaygısı öne çıkıyor. Eski amirallerin tepkisinde ise Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz’deki uluslar arası güç dengelerinin bozulacağı, Batı’ya tam tabiyete geri dönüşle Avrasyacı eğilimin tasfiye edileceği kaygısı öne çıkıyor.

TÜSİAD’ın eleştirileri son dönemkilere göre daha kapsamlı ve “sert” olmasına, uzunca süredir ilk kez (hem de 1970’lerin sonundaki kriz ve dönemece referans vererek!) siyasal ve sosyal alanda daha fazla ağırlık koyacağını açıkça deklare etmesine karşın, devlet iktidarı tarafından sessizlikle geçiştirildi. TÜSİAD’ın bu tür çıkışlarında hep olduğu gibi yağlı bir “sus payını” cebe indirdikten sonra (Merkez Bankasının yeni yönetimi 55 milyar liraya yakın bir parayı devalüasyondan zarar gören bankalara plase etti!), yine eskisi gibi uyumcu hareket edeceğini düşünmek doğru olmayabilir. Çünkü TÜSİAD, artık uluslar arası konjonktür rüzgarının kendisinden yana estiğini biliyor, iktidardaki pay ve inisiyatifini daha fazla artırmak istiyor. Türkiye kapitalizminin iki kesimi arasındaki gelgitli uzlaşmalar kısa erimde ortadan kalkmayacak olsa da, çıkar ve güç çatışmalarının eskisinden daha fazla kendini hissettirdiği, Erdoğan-AKP’nin kriz uzadıkça ve derinleştikçe bu iki sermaye kesimini uzlaşma içinde tutmada giderek daha fazla zorlandığı açık. (Pek çok örnek verilebilir; Merkez Bankasının bu iki kesim arasında gidip gelmesi, HDP’nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesinden çok TÜSİAD’dan dönmesi, vb.)

TÜSİAD’ın ise acelesi yok. Eğer 6 ay sonraki Merkel’in emekli olacağı Almanya seçimlerinde beklendiği gibi “sosyal” neoliberal bir hükümet (Yeşiller, Sosyal Demokratlar, Liberaller, vb) gelirse, bu uluslar arası Biden konjonktürü eğilimini, dolayısıyla TÜSİAD’ın elini daha fazla güçlendirecek, AKP-MHP’nin uluslar arası ve iç manevra alanını daha da daraltacak. (Nitekim Libya’da da AB’ye teslim bayrağını çeken iktidar, paralı askerlerini Libya’dan Ukrayna’ya kaydırmaya başladı bile!) Erdoğan’ın elinde Batı emperyalist kapitalizmine Rusya’ya karşı pazarlayacağı “Kanal İstanbul”dan başka bir koz kalmayacak. Türkiye’de ekonomik sarsıntılarla da birleşen siyasal sarsıntıların hızlanması, “Montrö” gündeminin patlaması buradan kaynaklanıyor.

Amiral eskilerinin çıkışı için “Neden şimdi?” sorusunun yanıtı da burada yatıyor. Birincisi, ABD ile Rusya arasında başta Ukrayna olmak üzere sular yeniden ısınıyor. ABD emperyalist burjuvazinin ağırlıklı kesiminin Trump’ı sepetleyip Biden’ı yönetime getirmesinde başlıca amaçlarından biri Rusya’ya (ve Çin’e) karşı daha agrasif ve baskılayıcı bir dış politikaydı. ABD, Rusya’nın Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Kırım-Karadeniz ve Ukrayna üzerinde artan etkisi ve inisiyatifini geriletmek için baskı ve yığınağını giderek artırıyor. ABD destekli Ukrayna ile Rusya arasında kısa erimde bir savaş çıkmasa bile, bu gerilimin giderek tırmanacak olması, Türkiye’nin de ABD ile Rusya arasında son dönemki kısmi manevra özerkliğinin de sonuna gelindiğini gösteriyor. Eninde sonunda tarafını daha net ve aktif olarak belirlemesi gerekecek ki, tarafı zaten çoktan belli. Ekonomik kriz ve Batı emperyalist kapitalizminin sermayesine büyüyen ihtiyaç içinde, giderek daha fazla Batı emperyalist kapitalist jeostratejisine biat etmek zorunda. Bu vesileyle “Kanal İstanbul”un yalnızca devasa bir rant ve ekolojik yıkım projesi değil, ABD’nin Rusya’yı kuşatma projesi olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. (Çünkü ABD ve Britanya savaş gemileri Karadeniz’e girebilir hale geldiğinde Rusya’nın Kırım’ı elinde tutması zorlaşmakla kalmaz, Doğu Akdeniz ve Suriye-Ortadoğu’daki inisiyatifi de zayıflatılmış olur. Bu da bölge çapında büyüyen savaş tehlikesi demek.)

İkincisi, amiralciklerin “Mavi Vatan” dedikleri (masumane biçimiyle Boğazlar, 3 Deniz ve KKTC’deki yetki alanları sorunu) aslında Ege, Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Libya’ya kadar uzanan gerilim ve yayılmacılık politikası, sonuna gelmiş durumda. Türkiye kapitalist devleti bu alanda da AB, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır, İsrail karşısında durmaksızın geri adım atıyor. Bu da “Mavi Vatancı” amiraller takımının Erdoğan-AKP tarafından son kullanma tarihinin geçtiği, yakında ıskartaya çıkartılacakları anlamına geliyor.

En nihayet, üçüncüsü, Fettullahçı darbe girişimine karşı ordu ve dış işleri yüksek bürokrasisi içinde “Avrasyacı” (ve aynı zamanda “Ergenekoncu” ve “Atatürkçü”) denilen kesim, Erdoğan-AKP ile işbirliği yapmış ve yukarıda bu çerçevede uzlaşmış, aynı zamanda son dönemki dış politikanın rantını yiyen “iktidar” koalisyonunun bir parçası olmuştu. Toplamı yüzleri bulan emekli amiral, büyükelçi ve eski milletvekillerinin ardardına bu tür açıklamalar yapmaları, aynı zamanda muvazzaf üst düzey subaylar, dış işleri bürokratları ve iktidar içinde de miadı dolmakta olan bu dış politikaya (ve iç uzlaşma-koalisyona) göre şekillenmiş ve bundan nemalanan bir kesim olduğunu gösteriyor. Genel kanı, bu kesimin uluslar arası dengelerdeki değişimle önümüzdeki YAŞ toplantısında tasfiye edileceklerini düşünerek bayrak açmaya karar verdikleri. Merkez Bankasındaki değişiklikten cesaret alarak, Erdoğan-AKP’nin mevcut sıkışmışlık koşullarında kendilerine mecbur olduğunu düşünerek, mevcut iktidar içinde de destekçilerinin olduğuna güvenerek de bu kadar rahat ve aleni hareket etmiş olabilirler. Ukrayna geriliminde ABD’nin Rusya’ya karşı AB ve NATO organizasyonu yapmaya çalışırken bir hamle yapmak istemiş olabilirler. Emperyalist kapitalist güçler arasında gerginlik ve ittifak kombinasyonlarıyla uluslar arası ve bölgesel ekonomik ve siyasal konjonktürün yeniden şekillenmekte olduğu süreçte Türkiye kapitalizminin ve kapitalist devlet iktidarının iç ve dış güç ilişki ve dengelerinin de sarsıntılarla yeniden belirlenmeye başladığı söylenebilir.

Emekli amirallere dönük gözaltıların, muvazzaf subayları da kapsayan büyük bir operasyona ve tasfiye harekatına dönüşüp dönüşmeyeceğini göreceğiz. Kesin olan, Türkiye’de hem sermaye kesimleri arası hem de devlet kurumlarındaki güç ve ittifak ilişkelerinin her kriz devresinde ve konjonktürel değişim sürecinde olduğu gibi sarsılmaya başladığı ve bu sarsıntıların hem iç hem de dış etkenler çerçevesinde önümüzdeki aylarda devam edeceğidir.

Sol şimdi, burjuva-faşist iktidarın amirallerin viyaklamasını gollük pas olarak değerlendirip (darbe girişimi olarak lanse edip) eriyen tabanını konsolide etme, baskı ve operasyonları büyütme, rejim dizaynını derinleştirme olanağı olarak kullanacak olmasına hayıflanıyor. Ama emekli amiraller bildirgesinden “darbe girişimi” çıkarma, onu da muhalefete mal etme gibi “hiper gerçeklik” senaryolarının artık AKP’nin tabanında bile zemin bulmadığı, bir şeylerin Erdoğan’ın elini tuttuğunu görülmüyor. Sınıf körü sol açısından daha büyük handikapı ise, önümüzdeki süreçte ABD ile Rusya, TÜSİAD ile MÜSİAD arasındaki parantezin daralacak olması.

Asıl görülmesi gereken ise, kriz ve yeniden dizayn mücadelelerinden kaynaklanan ekonomik ve siyasal sarsıntılarının yalnızca emperyalist kapitalist güçler arasında, bağımlı kapitalist sınıf kesimleri arasında, veya amiraller ile iktidar arasındaki dengelerin ve güç ilişkilerinin değişmesinden değil, daha derindeki temelinde uzlaşmaz karşıt sınıflar arasındaki artan gerilimden kaynaklanıyor olması.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*